HAYATA TUTUNMAK

29/4/2008 ·

 

 

 

 

".....Paradan başka değer tanımayan bir dünyada yaşarken,özvarlığımızı korumanın tek yolu,zaman zaman gücünüzü tazeleyeceğiniz bir atmosfer yaratmanızdır.Bu nedenle sanata ve gerçeğe sırt çevirmeyin ve onları cesaretle savunun.

 

İç dünyanızın kapısı.ancak bir sanat eserini algılarken veya oluştururken.kendinizi tüm varlığınızla ona daldırabilirseniz açılır.Yaşamınızı bundan mahrum etmeyin.Hayatınızı değiştirin."

 

Perihan Baş

 

70 ile 80 arası bir yaşta yaşını söylemiyor.Yukarıda gördüğünüz ikinci şiir kitabı ve kendi değimi ile "kelimelerle hayata tutunuyor."Artık yapacak bir şeyim kalmadı deyip köşesine çekilmeyen ve devamlı üreten ve üretecek olan bu Hanım'ın karşısında saygı ile eğiliyorum...

 

Hiç bir beklentisi yok ....Tek dileği düşüncelerinin ihtiyacı olanları bulması,onun dizelerinde mavi bir hüzünün  içinde parıldayan umudu bulacaksınız.

 

Kitap Kül Sanat Yayıncılık tarafından basıldı ve 5 ytl...

Yorum (0) Yorum yaz!

yazı

24/4/2008 ·

*.....*tan. HAYAT

 

hayat bir kaldırım taşında yürümeye çalışmaktır. hayat susmaktır.hayat sırf konustukların anlamlı olsun diye onun gözlerine bakamamaktır. hayat elini eline değdirdiğinde sımsıkı tutmaktır. hayat kendini kandırmaktır. hayat başkalarını kandırdığını sanıp yanılmaktır. hayat başladığın yere dönmektir. hayat başını alıp gidebilme cesaretidir. hayat korkaklıklar bütünüdür. hayat yapamadığın her şey için başkalarını suçlamaktır. hayat kiliseye dikilen mumdur. hayat sadece oyundur. hayat bir kumardır. hayat koca şehirde tek başına kaldığında içinde ki çocuğun ağlamasıdır. hayat öğrendiklerindir. hayat unuttuklarındır. hayat beyoğlu'dur. hayat şaraptır. hayat rakının yanında giden kavundur. hayat yemekten sonra içilen sigaradır. hayat hiç tanımadığın bir insana aşık olmaktır . hayat tv de izlediğin şarkıya eşlik etmektir. hayat dans etmektir. hayat kendini büyütmektir. hayat bazen acı bazen ekşi tecrübeler bütünüdür. hayat birileri için herşeyi yapabilcek olmaktır. hayat savaştır. hayat barıştır. hayat kararsızlıktır. hayat karar vermekle geçen bir ömürdür. hayat geceleri uyumamaktır. hayat annedir. hayat babadır. hayat en sevdiklerini elinden alan ölümdür. hayat son kurşunu kendine ayırmaktır. hayat yerde bulduğun paradır. hayat yeni bir albümdür. hayat elinde kalan ucu yırtık son resimdir. hayat film gibidir. hayat okuduğun en güzel yazıdır. hayat her sabah aynada baktığın yüzündür. hayat eline batan dikendir. hayat papatyadan fal bakmaktır. hayat kavga etmektir. hayat dayak yemektir. hayat büyüdüğün çizgi filmlerdir. hayat aldanmaktır. hayat aldatmaktır. hayat kıskançlıktır. hayat paylaşmaktır. hayat yağmurdan keyif almaktır. hayat sınıfta kalmaktır. hayat sözlüye kalkmaktır. hayat sınavda boş kağıt vermektir. hayat gözgöze gelmektir. hayat kur yapmaktır. hayat çalışma masandır. hayat film izlemektir. hayat bir boşluktur. hayat kişi başına düşen mutluluktur. hayat tek başına kalmaktır. hayat onun hakkında yazılar yazmaktır. hayat geçirdiğin en kötü gündür. hayat her gece uyumadan önce tanrıya dua etmektir. hayat şeytana uymaktır. hayat yeni bir ayakkabıdır. hayat gidilecek yolların bütünüdür. hayat bir ileri bir geriye giden salıncaktır. hayat ilkokul öğretmenine aşık olmaktır.  hayat kendini başkalarından korumaktır. hayat büyük bir orgazmdır. hayat bitiş çizgisine son olarak varmaktır. hayat bağışlamaktır. hayat büyüklüktür. hayat küçük düşmektir. hayat uzun bir yoldur. hayat kısa çöpü çekmektir.   hayat inadına yaşamaktır. hayat inadına isyandır. hayat tatmin olamamaktır. hayat daha fazlasını istemektir. hayat azla yetinmektir. hayat gece ve gündüzdür. hayat nisan ayında yağan yağmurdur. hayat annenin güzel yemekleridir. hayat aç kalmaktır. hayat dayalı döşeli yaşamaktır. hayat hiç bir şeye sahip olamamaktır. hayat geride bıraktıklarının bir bütünüdür. hayat herkesi karşına almaktır. hayat dilinin ucunda dolanan bir şarkıdır. hayat ölüme giden tek yoldur. hayat yaşamaktır. hayat adaya düştüğünde yanına alacaklarının bütünüdür. hayat bardağın boş tarafını görmektir. hayat o bardağın yarısını içebildiğin için sevinmektir. hayat saçmalıktır. hayat mantıktır. hayat büyük bir yap bozdur. hayat bir labirenttir. hayat köşeye sıkışmış bir faredir. hayat pisliktir. hayat koklamaktır. hayat tanrının bize verdiği bir ev ödevidir.hayat büyük bir bilmecedir.hayat üzerine felsefe yapılan en *.....*tan . şeydir.hayat yaşamak mecburiyetidir.

alıntı

Yorum (0) Yorum yaz!

ŞİİR

18/4/2008 ·

......

 

 oysa bağlanmış ince bir sevgiyle
kendimizin bile anlamadığı
uslarımız yeter de artar diye
biz bırakırız el, göz ve dudağı

eksilmez hiç birleşmiş ruhlarımız
benim seni böyle koyup gitmemle
tam tersine çoğalır varlığımız
altın dövülüp incelmişcesine

ayrıyız çünkü, ayrıysak da eğer
bir pergelin iki bacağı gibi
sen o bacak ki görünmeden döner
açık açık döndüğünde öteki


ve ayrılmasa da bir an ortadan
eşi olduğunda uzaklaşacak
eğilip uzanır onun ardından
dönüşünü kalkıp karşılayarak

olacaksın hiç sarsılmaz desteğim
giden benim tam sen de öğle işte
yardımınla son bulacak çemberim
ve döneceğim başladığım yere.

John Donne

Yorum (0) Yorum yaz!

KARŞILAŞMA

14/4/2008 ·

 

   Her şey normal!,her şey olması gerektiği gibi,içinde kayanayan şey dışında...
Derken bir gün,diğer günlerden farklı olmayan her hangi bir gün ki ne zaman nasıl olacağı saniyesi saniyesine bellidir,bir çağrı alırsın.Beklemedğin birinden beklemediğin bir mesaj.O zamana kadar varlığından haberdar değilsindir,yaşadığın ülkeden bile değildir aynı dili bile konuşmazsınız ama,şimdi kapını çalmaktadır.Aşinasındır bir yerlerden.Artık değişim başlamıştır,kırmızı hapı alıp,kolunmda dövmesi olanı   takip etmektesindir. Dünya,bildiğin dünya silikleşmektedir.Bu olanlardan hiç bir şey anlamadığını düşünürsün,bir şeyler anlayabilmek için hiç değilse,bu kadar zamandır çektiklerin hakkında,yazılmış,söylenmiş,çizilmiş bir şeyler olup olmadığını araştırırsın.Kendinle baş başa kaldığında ,ruhundaki karanlık gölgelerin seni dilsizlik lanetinden azat ettiği zamanlar olur.Derinlerinden yüzeye çıkanları paylaşmak istersin,bilemezler...Anlatmaya çalışırsın anlaşılmaz olduğunu söylerler.'Anlaşımazsın' demek anlamaya çalışmak kadar saçmadır.Bir şeyler anlatmaya çalışıyorsundur,anlattıkların içine kendini yerleştirdiğin gerçeklikten başka bir şey değildir.Deneyimlediğin karanlıktır,önce o gelir içinde aydınlığı saklayarak.Ölümün içinde yaşamın da vaar olduğu gibi.Hayat ise bu çelişkileri anlayabilmektir.


  Anılar,iç dünyanın en gizli köşesinden vurmayı hedefleyen saldırılara açık hala getirir seni.Yıllar boyu peşini bırakmayan huzurunu bozan çocukluk anılarıyla ilgili görüntüler doldurur zihnini,belki de çok daha öncesiyle ilgili bölük pörçük şeyler hatırlarsın.Yangın yerleri,tozlu rüzgarlı savaş alanları,harabeler,hiç tanımadığın iklimlere ait gölgeler.Kapının arkasında o tatmin olmamış çocuk soran gözlerle hala sana bakmaktadır...


  İçindeki muazzam sonsuzluk kapalı kafesinden ,cehenneminden kaçmak,her hücrenden fışkırmak için savaşır vücüdunla...
Elin kolun bağlıdır,para kazanıp tüm hayallerini maddiyata kurban etme fikrini anlamasan da,bir yerden sonra boş verirsin,düşünmezsin,çocuk yetiştirir,onların geleceğinden başka birşeyi önemsemezsin.İki ay arasındaki zamanı,"borçları nasıl ödeyeceğim" diye düşünerek geçirirsin. Bir yeteneğin vardır,tek kuruşun yoktur ama evinin duvarlarını  yaptığın tablolarla doldurmuşsundur.Onlara bakınca,ruhun uzak diyarlala olan bağlantılarını hatırlar,bir zamanlar olduğun ve olacağın şey için minnet duyarsın,manevi haz alırsın,ama bu hazzı hemen paraya çevirmeyi istemek çok büyük bir kibirlilik ve hatadır.Düşünürsün,tüm yetersizliklerinden arınmış tek bir baş yapıtın bile yoktur.Anlarsın ki yetenekli olmak büyük bir talihsizliktir.Beşeriyetle maneviyat arasında gidip gelirken,yine de aklında tek soru vardır:"Yeterince para kazanıp şu borçlardan kurtulabilecek miyim?"


  Arada bir içersin,aşık olur içersin,aşkı unutmak için içersin.Uyandığında elinde baş ağrısından başka bir şey yoktur.
  Ailene anlatmaya çalışırsın ki bu delilikten kurtulayım.Ancak ailenle ilişkilerin konuşulamayacak kadar karmaşık hale gelmiştir.Onların senden beklentileri toplumun sana yüklediği sorumluluklarla aynıdır.Kocan karısı olmanı,çocuklar anneleri olmanı,annen ilaçlarını almanı onu aramanı ister.Baban geçmişin ve şimdinin bütün hatalarının sorumlusu olarak onu gördüğünü ima eden "ısıran" sözlerinden alınır,kendilerince senin için en iyi olanı yapmışlardır,şimdi neden böyle saçmaladığını düşünürler....


    Hayatın rutini yaratıcı fikirlerini çiğneyip geçer,ruhsuz bir çamura bulayıp bir kenera atar seni.
Kırkına vardığın bir gün ki bu o kadar çabuk olur,canın hiç yanmamıştır,sorarsın kendine"Bunca zaman ben ne halt ettim?" diye.Sonuçta,annen baban,kocan çocukların,sevmediğin bir işin ve bu işten kazandığın asla borçlarını ödemeye yetmeyen paran ,ipotekli bir evin,taksidini ödediğin araban vardır.hayatını bile borç alınmış gibi hissedersin.Sonra farklı bir şeyler olur,içindeki  dışarı çıkıp,dümeni ele almak üzeredir.Bir şey sürekli tekrar etmektedir,önce zihninde,düşüncende sonra etrafında.Şarkılar,kitaplar,insanlar aynı şeyi söylemektedirler.Önce tesadüf der üzerinde durmazsın,ancak sen önemsemedikçe  'mesajlar'  gözüne gözüne sokulur.Pazardan aldığın pilastik saatin üzerinde,bez çantanda,ayağının dibine düşen bir kağıt  parçasında,hatta yeni satın aldığın bluzunun etiketinde bile aynı şeyi okur,şaşkınlıkla kalakalırsın.


    İzlendiğin fikrine kapılırsın,birisi seni gözetliyor ve öğretiyordur,içindeki kapı aralanmıştır.
İşte tam bu aralarda,"ne oluyoruz höö,deliriyormuyum,ben bir paranoyak mıyım?" dediğin dönemlerde,etrafındaki insanlar da değişir,rolleri biten oyuncular gibi sahneden çekilirler,yerlerine süratle yenileri gelir,hepsinin replikleri kısadır ama çok etkilidir.Durmadan hayatına girer çıkarlar,başka ülkelerden,başka dillerden bile tanıdıkların olur,zaman hızlanmıştır,herkesin söyleyecek ,öğretecek ,öğrenecek bir şeyi vardır.Zamanın rutini burada senin için kırılmaya uğramış,kendi çemberini de kırman için sana bir 'şans' tanımıştır..Kapı sana gösterilmiştir,girip girmemek,girersen ne kadar uzağa gideceğin sana kalmıştır.Kalbin tekler,damarların tıkanır,aylarca hiç bir şey yapmadan öylece durabilirsin,karaciğerin seni delip geçen yüksek frekanslı enerjiyi indirgiyemediği için iki kat büyür,bütün kemiklerin ağırır.Gelecekten korkarsın,için bunalır,sıkıntıdan patlarsın,ne halt edeceğini bilemediğin için ölümü düşünürsün.Sen istemesen de bir şeyler seni bulmayı ister ve bir gün mail kutuna düşen mesajla hepten şoke olursun.Bu kimdir,dilini bilmezsin ama o kadar aşinadır ki hayret edersin.Sanat sizi bir araya getirmiştir o bir müzsyendir,sen resim yapıyorsundur,bakarsın ki aynı şeyleri yazıp çizmişsiniz,o notaları kullanmış,sen rekleri 'do'yu mora boyamışsın 'si'yi kırmızıya..


    Tam da "Yaşamak için ne kötü bir zaman "dediğin anda ortaya çıkmıştır,kendini hiç olmadığın kadar yalnız hissetiğin ,hiç tanımadığın ama var olduklarını bildiğin ve özlediğin 'arkadaşlarını' düşündüğün bir anda.Onunla hatırlamadığın bir geçmişe bağlanırsın.Hayalle gerçek arsına sıkışıp kalırsın.Tanrı sana verdiği yeteneğin bedelini almaktadır...

 

 

   oglena
 

Yorum (0) Yorum yaz!

Lemi Özgen sevenlere....

13/4/2008 ·

Lemi Özgen
 
 
Yayımlanan Sayı :

Lâmbada titreyen alev üşüyor - 17.05.2007

Güneş çok uzaklarda bir yerde batıyordu. Kızıl ışıkların eğrelti otlarının arkasında tuhaf şekiller çizdiği o kum tepesinin hemen dibinde durdu. Sırtüstü yattı. Derin derin soluklandı. Biraz önce göç katarının başındaki o sapsarı saçlı kızı yine görmüştü. Beyaz atın üzerinde bir servi gibi dimdik duruyor, uçuşan sarı saçlarını toparlıyordu. Aşağıdaki Gülnar’ın oralardan bir yerden esen rüzgar, elbisesini havalandırıyor, Afyon lokumu kadar beyaz ve tombul kollarını, dağların ötesindeki Bayat Kazası’na kadar uzatıyordu.

Musa sicim gibi terliyordu. Bozkırın acı güneşi gözlerinin içine vuruyor, anacığının diktiği beyaz bürümcükten gömleğinin içinde bir yerlerde, sarı bir su gibi terler yürüyordu. Aşk Musa’nın yüzüne yüzüne vuruyordu, nefes alamıyordu. Musa, peşi sıra sürüklediği ve kumlarda derin izler bırakan dut dalından yapılmış sazına uzandı. Aklında mısır püskülü gibi, sarılı kahveli bir saç tutamı vardı. Musa artık dünyayı sapsarı görüyordu. Her şeyi birbirine karıştırıyordu. Neyin doğru, neyin yanlış olduğunu bilemiyordu. Bütün bilebildiği su gibi akan bir sarı saç ve bir çift gözdü. Musa uzun uzun sustu. Sonra sazına uzandı. O güne kadar ana elinden gayri bir başka kadın eli görmemiş elleri bir gamdan bir gama gidip acıklı nağmeler çıkarırken, yoksul yüreğinin en derin bir yerinden söylemeye başladı:

"Sarı saçlarını deli gönlüme bağlamışım, çözülmüyor Mihriban"...

Musa sazın bam teline vuruyordu. Musa ağlıyordu. Yürekten sevmiş ama kavuşamamış bir erkek gibi, erkekçe ağlıyordu.

Mihriban da ağlıyordu. Geçen yaz göç katarını Toros Dağları’na çekerken, yolda acıyıp bir tas su verdiği Musa’nın kendisine duyduğu ve kumru kuşu yüreğinde taşıdığı o onulmaz sevdayı bildiği için ağlıyordu. Yapabileceği hiçbir şey yoktu. Kavuşamazlardı. Mihriban bir bey kızıydı. Musa gibi bir yoksula varamazdı.
Mihriban o güzelim Türkmen gözleriyle ağlıyordu. Toroslar’da karlar içinden ilk kardelenler çıkıyordu. Sarı şebboylar, mavi nergisler ve kırmızı kançiçekleri yeşilli morlu kayaların hemen dibinden, nazlı nazlı uç veriyordu. Mevsim bahara dönüyordu. Mihriban, atını unutmabeni çiçekleri, yandımalamadım çalılarının arasından sürdü gitti. Hiç arkasına bakmadı. Bakamazdı.

Göç’ün son toz bulutları da masmavi Akdeniz göklerine karışıp yok olduktan sonra,

Musa çam kokulu ellerini sazında gezdirip, söylemeye başladı. Musa, "Ayrılıktan zor belleme ölümü, gelmeyince sezilmiyor Mihriban" diyordu. Musa, "Yar deyince kalem elden düşüyor, gözlerim doluyor, aklım şaşıyor" diyordu. Musa son bir çabayla aşkını lavanta mavisi göklere yazmaya çalışıyordu. Olmuyordu. "Lambada titreyen alev üşüyor"du ve "aşk kâğıda yazılmıyor"du. İşin kötüsü, aşk yarasına tabiblerde de ilaç yoktu. Musa, "her nesnenin bir bitimi var ama aşka hudut çizilmiyor Mihriban" diye gözyaşı döküyordu...

"Yarının Türkücü Starı"nı seçen televizyoncu meslektaşlarımız, o yapımlarda talihini deneyen ve gerçekten yetenekli olan çocuklarımız, bunları da bilseler ne güzel olurdu diye düşündük. "Türküler Yeniden Moda Oldu" diye bir gazete başlığı üzerine oldu bunlar. Yazıyı okuyunca, bunu yazan genç meslektaş, acaba hiç Neşet Ertaş dinlemiş midir diye düşündük. "Sensiz Dolaştıklarım Yıl Oldu Günler Bana", "Sevemedim Kara Gözlüm Seni Yıllar Boyunca", "Vurun Beni Yar Yoluna Yatayım", "Öldüm Yalvara Yalvara", "Vardım Kölesi Oldum"ve "Kerem Der ki" türkülerinin hiç geçmeyen bir moda olduğunu bu arkadaş niye bilmez ki diye hayıflandık.

Ayrılığın ölümden bile zor olduğunu, yar deyince kalemin elden düştüğünü, lambada titreyen bir alevin aşktan üşüdüğünü, şu dünyada her şeyin bir bitimi olmasına karşılık, aşka hudut çizilemediğini düşündük. "Aşk kâğıda yazılmıyor" diye düşündük
 

Yorum (3) Yorum yaz!

« Önceki :: Sonraki »

Son Yazılarım

Kategorilerim

Arkadaşlarım

Bağlantılarım