1/7/2009 - Işık Hızı Aşıldı; İzafiyet Teorisi Çöküyor mu?..
20. yüzyılın fizik yasalarını alt üst edecek bir deney gerçekleşti. Işık hızının bilinenden 300 kat hızlı seyahat edebildiği kanıtlandı. Şimdi Einstein'ın "İzafiyet Teorisi"nin çökmesi gündemde...
Amerikalı bilimadamları, fizik kurallarını altüst eden bir deney gerçekleştirerek ışık hızının aşıldığını kanıtladı.
Laboratuvar koşullarında ışık hızının, bilinen sınırı olan saniyede 300 bin kilometreyi 300 kat aştığını açıklandı. Bu deneyin sonucunun doğrulanması halinde, "Kuantum Fiziği'nin" temel taşlarını atan fizik dahisi Albert Einstein'ın ünlü "İzafiyet Teorisi"nin çökeceği öne sürüldü. Princeton Üniversitesi'nde yapılan deneylerde "ışığın gideceği yere daha seyahatine başlamadan önce vardığı" saptandı. Başka değişle ışığın zamanda ileri doğru atladığı tespit edildi.
SEZYUM GAZI TESTİ Princeton NEC Enstitüsü'nün uzmanlarından Dr. Lijun Wang, açıklamasında, laboratuvar deneyinin, bir ışık demetinin, içinde özel olarak hazırlanmış sezyum gazı bulunan test ortamına gönderilmesiyle yapıldığını söyledi.
Wang'ın verdiği bilgiye göre, aşırı hassas zaman ölçme cihazlarının kullanıldığı deneyde, ışık demeti, daha sezyum gazlı test ortamına girmeden ortamdan çıktı. Işık demetinin test ortamından çıkıp yoluna 20 metre devam ettikten sonra, ortama daha o anda girdiği belirlendi.
Wang, bir başka deyişle, ışık demetinin, iki yerde aynı anda bulunduğunu söyledi. Yani ışık daha test ortamına girmeden dışarıya çıktı.
Test sonuçlarını inceleyen Berkeley Üniversitesi fizik profesörü Raymond Chiao, deney verilerinin "inanılmaz bir duruma işaret ettiğini" söyledi. Bilinen fizik kurallarına göre her türlü veri, en fazla, saniyede 300 bin kilometre olarak kabul edilen ışık hızıyla iletilebildiği gibi, zaman da, bu ışık hızıyla göreceli olarak hesaplanıyor.
ETKİ-TEPKİ YASASI Wang'ın deneyinin geçerli kabul edilmesi halinde, fiziğin temel kanunlarından olan ve "neden sonuçtan önce gelir veya bir olgunun sonu başından sonra gelir" şeklinde özetlenebilecek "etki-tepki" yasasının da geçersiz kalacağına dikkat çekiliyor. Bu durumda, bir olgunun sonucu, onu yaratan nedenden önce geliyor.
Ve başlamadan bitmesi mümkün olabililiyor. Deney sonuçları bilinen zaman kavramının "çökeceğine" işaret ediyor.
Köln Üniversitesi Dr. Guenter Nimtz de, konuyla ilgili yaptığı açıklamada böylece "bilgi"nin ışıktan daha hızlı bir şekilde ulaştırılabileceğinin kanıtlandığını söyledi. Lijun Wang ve ekibinin araştırmasının tüm ayrıntıları, ünlü bilim dergisi Nature tarafından satın alındı. Derginin son sayısında araştırmanın detayları yayınlanacak.
Einstein'ın izafiyet Teorisi nedir? Evrende hiçbir şeyin kesin ve mutlak olmadığı, zamana ve mekana göre değiştiği temeline dayanır. Örnek olarak, bir gök cisminin dolanım süresi, dünyadaki bir gözlemciye göre hesaplanmıştır. Aynı gökcisminin dolanım süresi, başka bir gezegendeki gözlemci için daha uzun ya da daha kısa olabilir. Einstein'ın vardığı sonuca göre, ışık hızı ile seyahat edilirse uzunlukların kısalması, zamanın yavaşlaması, kütlenin değişip bir enerji demeti (ışık) haline dönüşmesi mümkündür. Işık hızından daha hızlı hareket etmek mümkün değildir. Işık hızıyla seyahat eden bir kişi (uzay mekiğinin içindeki bir astronot) için zaman yavaş geçer. Dışarıdaki insan içinse zaman normal akar. Bu da zamanda yolculuğu gündeme getirmiştir.
http://arsiv.sabah.com.tr/2000/06/05/d06.html
|
|
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
29/6/2009 - BEDEL
Her şeyin enerji olduğu konusu artık en az bilgili kimse tarafından bile bilinir oldu. Enerjiyi oluşturan yapı taşları bizim boşluk olarak algıladığımız yerleri dahi doldurmakta, yani gerçek anlamda boşluk diye bir şey bulunmaz, doğrusunu söylemek gerekirse evren boşluğu sevmez, bir yerde ki enerji çekilmek koşulu ile bir boşluk yaratılsa bile enerji bu boşluğa akarak orayı hemen doldurmaktadır.
Bizim fiziksel dünyamız da katılaşmış, titreşim seviyesi düşmüş enerjiden başka bir şey olmadığı için evrenin değişmez yasalarına tabidir.
İstediğiniz her şeyi vererek yaratabilirsiniz.Ruhsal alemde ruhsal kurallar işler.Fiziksel alemde fiziksel kurallar vardır.Ruhsal kurallar tekliktir ve Bir yasasına göre çalışır.Fiziksel kurallar dualistiktir. Ve ikilik üzerine çalışır.Daha üstün olan Yasa, alttaki yasayı kapsar. Alttaki Yasa, Yüksek Yasanın hükmü altındadır.Ruhun Teklikten çıkan Tek eylemi vardır. Akmak. Dünya gezegeninde almak isteyen çok varlık vardır. Herkes almak ister. Koşulsuzca veren ise hemen hemen hiç yoktur. Verenler var ise de karşılığında bir şeyler bekleyerek verenledir. Hatta alamadıklarında sizi yalnız bırakan veya bir şekilde cezalandıran insanlardır. Ruh için her şey Bir’dir. Ve her şey Kendisidir.Fizikselin kuralı sınırlamaktır. Her şeyi ayrı bilir. Ayrı bildiği içinde hep almak ve sadece kendisine almak ister.
Her şeyin bir bedeli vardır. Ya da alacaklarınız verecekleriniz kadardır.
Demem o ki dünya yaşamının da bir bedeli vardır.
Herkes dünya yaşamının bedelini dünyada peşin öder.
|
|
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
21/6/2009 - Mandalalar ve Fraktaller
Mandala, Hindistan kökenli dinlerde metafizik veya sembolik bakımdan meta veya mikro kozmosu gösteren şekillere verilen ad. Genellikle daire veya kare şeklinde olan ve herşeyin mistik merkezini sembolize eden mandalalar meditasyon nesnesi olarak kullanılabilmektedir. Hinduizm'de Siva ve Sakti'nin kozmik dansını, Budizm'de Buda Diyarını veya Buda'nın vizyonunu simgeleyen mandalalar bulunmaktadır. Budizm'de Mandalalar onu temaşa eden için evrendeki kutsallığın içkinliğini ve aynı kutsallığın kendisindeki potansiyel durumunu hatırlatan önemli işaretlerdir. Budist bağlamda mandalanın amacı insanın acısına onu aydınlanmaya ulaştırarak son vermek ve hakikate ilişkin doğru görüşe ulaştırmaktır.
Vikipedi Evrendeki her yaratımda altın oran söz konusudur.Bir kar kristalinden hücreye kadar her zerrede altın oran vardır. Yaratım değişmeyen tekilliğin ,tek bir noktanın ,tek bir formülün belli bir katsayı ile artarak kendini tekrar etmesi ile oluşmuştur. Yani tek bir zerre ,bütünün bütün özelliklerini gösterir. Yani evren hologramiktir ,mandalalar da fraktal şekillerden başka bir şey değildir. Ancak enteresan olan ,Fraktal kavramı oldukça yeni olmasına karşın binlerce yıllık Mandala şekillerinin nasıl ya da neye bakılarak çizildiğidir.
Ben bilgisayarda bulunan fraktal resimlerini basitleştirerek bir takım desenler çizdim amacım sadece değişik desenler elde etmekti ancak daha sonra çizdiğim desenlerin mandalalara benzediğini fark ettim

sri-yantra kırmızı

Altın oran fraktaller ve mandalalar aynı prensibe dayanıyor

dönen merkez

Sri-yantra mavi
Bunlar da benim fraktallerden esinlenerek çizgdiklerim :



Yani fark etmeden bir çeşit mandala çizmişim,ilginç...
|
|
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
7/6/2009 - Morfik alan , entropi ve yaratım
“İnsan yapısı Düzenleyici Sübtil (ince) Enerji Alanı ile etkileştir. Buna kısaca DSEA diyelim. Bedenimiz sağlıklı durumda iken negantropi (negatif entropi) durumundadır. Bu da gençlik halidir. Dengesini kaybettiğinde ise pozitif entropi durumu olan karmaşaya düşer. En belirgin örneği kanser hücrelerinin üremesidir. Eğer DSEA ile etkileşimde bir tıkanıklık oluşursa yaşam gücü ve enerjisi azalır. Normal durumda bu etkileşme bizlerin çakra sistemi, oksijen, güneş ışığı, su ve yiyecek ile olur.” Bu DSEA alanının fizikte sözü edilen Takiyon Enerji Alanı olduğunu söylüyor. Gerçekten de benim görüşüme göre Takiyon Enerjisinin düzen getirirci bir özelliği vardır. Size bu konuda görüşlerimi aşağıda aktarıyorum. Einstein’ın görelilik kuramına göre ışık hızı sabittir ve harekete göre değişmez. Ancak görelilik kuramının hiç sözü edilmeyen bir başka sonucu vardır. O da ışıktan hızlı hareket edebilen parçacıkların da olabileceğidir. Eğer görelilik denklemlerinde v > c korsanız görürsünüz ki kütle sanal olmakta ve t (zaman) da –t haline dönüşmektedir. Yani, sanal kütleli, ışıktan hızlı hareket eden ve zamanda gelecekten geçmişe doğru giden parçacıklar söz konusudur. Bu parçacıklara ‘Takiyon’ adı verilmiştir. Ancak bu parçacıkların gerçek fizik alemde var olabileceklerine inanılmamaktadır. Nedeni ise, ışıktan hızlı ve sanal kütleli parçacıkların hiçbir aletle gözlenemiyecekleridir. Bizim yapacağımız herhangi bir alet ışıktan yavaş giden parçacıklardan oluşacaktır. Zira evrenimiz bu türden parçacıkların evrenidir. Ayrıca sanal (imajiner ‘kök içinde eksi bir sayı’) kütleli bir parçacığı gözlemek mümkün değildir, çünkü sanal kütle ölçülemez. Bir diğer zorluk da Takiyonların gelecekten geçmişe hareket etmelerinden dolayı bizim ölçüm aletlerimizle girişime girmelerinin olanaksız oluşudur. Biz neden sonuç içinde geçmişten geleceğe gelişen olayları ölçeriz. Tersini ölçemeyiz zira evrenimizde nedensel olaylar hep geçmişten geleceğe doğru gelişirler. Peki ama Takiyonlar nasıl davranırlar? Işıktan hızlı hareket ettiklerine göre onların termodinamiği bizimkinin tam tersi olacaktır. Düzensizlikten düzene doğru hareket edeceklerdir. Işıktan hızlı hareket ettiklerinden onların en yavaş hızı da ışık hızı olacaktır. Takiyonlar düzen sağlayıcı parçacıklardır ama bizim evrenimizle etkileşmeleri mümkün müdür? Evet, bunu da Kuantum kuramının belirsizlik prensibi sağlar. Nasıl ki radyoaktif bir çekirdek aniden bir gama ışını salarsa ve bu ışın ne zaman salınacağı bilinemezse, aynı şekilde hudut bölgede (ışık hızı bölgesinde) Takiyonlar bizim evrenimize geçip etkileşirler. Bu olaya ‘Tünel Olayı’ da denir. Sanal kütleli Takiyonlar bizim evrenle çok kısa süreler içinde etkileşmektedirler. Bu Takiyon etkisi bizlere düzeni getirmektedir. Takiyon etkisinin getirdiği düzen yaşam enerjisi olarak da tanımlanabilir. Çünkü onlar negantropi getirip Entropinin azalmasına neden olmaktadırlar.
Yeryüzünde magnetik ve sonik (sesli) bir bütünsel ilişki içinde olan "morfik" bir beden yaratıyorsun. Böylece dünyanın örgüsü ile etkileşen bir enformasyon yolu oluşturuyorsun. Kutsal mimari biyolojinin morfik rezonans dilinde ve dengeli yapısında oluşmaktadır."
Bu ifade ilk anda karmaşık bir ifade gibi gelebilir. Bu bakımdan bir miktar açılıma gerek vardır. "Morfik" alan dediği İngiliz biyolog Rupert Sheldrake tarafından ortaya atılmış bir fikirdir. Bu görüşe göre yeryüzünde yaşayan canlı türlerinin ortak "Morfogenetik" alanları bulunmaktadır. Her canlı varlık bu alandan etkilenir ve bu alanı etkiler. Belirgin bir değişim olması için kritik sayıda canlı varlığın bu değişime katkıda bulunması gerekir. Her canlı varlık (özellikle insan) bu alanla etkileşerek hem dünyanın enerji alanını değiştirir hem de ondan etkilenerek kendi değişir. Meditasyon yapan "yogi" kişilerde EKG (Elektro Kardiyo Gram) ölçümleri belli bir rezonans durumunun varlığını ortaya koymuştur. Kalbin atışları harmonik ve dengeli iseler adeta kutsal bir biyolojik yapı oluşturmakta ve bu morfik beden dünyayı etkilemektedir. Yani kısaca insan evrenin bir holografik yapısı olduğunu söylemek mümkündür. İnsan nasıl nefes alıp veriyorsa, nasıl kalp atışları muntazam ritmler (ölçüler) içeriyorsa evren de aynı şekilde ritmik olarak titreşir. Bu titreşimi bir var olup bir yok olma şeklinde yorumlamak mümkündür. Hatta daha ileri bir ifade kullanarak bilimin bu konuyu ciddiye alıp araştırmakta olduğunu söyleyebilirim. Eğer enerji süreksiz ve kesikli olarak aktarılıyorsa bundan çıkan anlam zamanın da bir bakıma süreksiz adımlarla ilerlediğidir.
Kalbin elektromanyetik alanının bir modeli mükemmel, torroidal bir şekil gösteriyor. Dr. Rein’e göre, böyle bir şekil süptil enerji transdüktörüdür, bir enerji formunu başka bir enerji formuna çevirir, çünkü takyon enerjisi olarak adlandırdığımız enerjiler gibi yüksek enerjilerin voltajını azaltmasını sağlayarak sonsuz sayıda harmonik üretir. Enerji güç kaybı olmadan harmonikler vasıtası ile yolculuk yapar. Bunu enerjiler için bir merdiven olarak düşünün. Sadece, sevgi ve birbirine bağlılık hislerinde olduğu gibi kalp tutarlı (koherent) olduğunda enerji güç içinde gelebilir. Düzenli bir sistemdeki rezonans ve uygunluk takyon alanına erişmenin anahtarıdır. (Ve belki aşıkların o kadar sağlıklı olmalarının nedeni budur)
Alıntıdır
felsefe forumu Konu: Dr. Glen Rein’in buluşu
|
|
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
1/6/2009 - şiir
BEN KİMİM ?
ben kimim?
soruyorsun.
neden?
arıyorsun.
neden?
zeten bilir seven
emin olmak için
arzın altını üstüne getirdin
her birimiz sessiz derinde
uyuyorken bilmeden
uyardırdın gerekmezken
geçip gitmeliydik aynalardan
yansımak sonumuz oldu.
şimdi kıvranıp dururken
tarif edilmez eski acılarla.
kimbilir kaç binyıllık bu
dünya yaşımızda.
hep arayan sen miydin?
öyleyse söyliyeyim,
saygımdan aşka.
kim olabilirim ben,
senden başka.
|
|
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|
Hakkımda
İki şey bende hayranlık ve huşu uyandırır ;
yukarıdaki yıldızlı gökyüzü ve
içteki manevi evren.
Albert Einstein
Kategoriler
Kategori yok
Arkadaşlarım
• zupermen • yansimalar • hussoloji • Agnia • DerinHoca • joezombi • myilmaz • katre • kartopum • dungeon • AR • Magissa • amozonik • pulcinella • vivaforever • turkuaz • katre2 • DOSTER • fenomen • lightworks • ifsa • serapkaya • interlock • gulernameste • zeyra • rojbinrojanu • YasakSokak • anemon3560 • edalizist • akarsuhera • HamiyetAkan • nalezar • OmayraMay • benimsonsuzlugum • anlamiyok • dendiy • dizboyuHayaller • kankralicesi24 • PastaMalzemeleri • hulyaningunlugu • ahmetnuray • emircandizdar1998
|